Dijital Miras

DİJİTAL MİRAS

Dijital dünyanın dört bir tarafımızı kuşattığı ve büyük bir hızla analog dünyanın yerini aldığı günümüz koşullarında, hukuki ilişkiler de bu durumdan nasibini almaktadır. Dijital çağın kaçınılmaz bir sonucu olarak; çeşitli özel hukuk ilişkilerinin dijital platformlarda kurulması ve yürütülmesi (dijital içerikli sözleşmeler), bu ilişkilere uygulanacak hukuk kurallarının tespiti ve bu hususta bilhassa, Türk Medeni Kanunu ve/veya Türk Borçlar Kanunu’nun yeterliliği bakımından tereddüt ve mevcut hukuk kurallarının dijital dünyanın gerisinde kaldığı endişesi yaratmaktadır.

İç hukukumuzda dijital çağın gereklerine denk düşecek şekilde bir “dijital güncelleme”nin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ya da ne zaman gerçekleşeceği belli olmadığından, en azından bugün için mevcut mevzuat hükümleri uyarınca bir değerlendirme yapılması gerektiği ortadadır. Her geçen gün farklı bir teknolojiye tanık olduğumuz gündelik yaşamımızda artık teknolojiyle beraber kavramlarımız ve kabul ettiklerimizde değişmektedir. En son farklı olarak yeni bir gelişme yaşandı: Dijital Miras.

Peki nedir bu dijital miras ?

Dijital miras, “miras bırakanın internet ortamındaki hesaplarının ve verilerinin tümü” biçiminde de tanımlanabilir. Aslında böyle bir kavram sadece tanım olarak vardı ve somut bir olayda uygulanabilirliği yoktu. Fakat teknolojik gelişmelerin arttığı bu zamanda artık somut olarak uygulanabilir hale geldi.

 

Dijital Miras kavramı somut olaylara uygulanması zor ve karmaşık bir kavram olarak çıkıyordu. Çünkü internet ortamındaki hesapların ve verilerin kişinin dokunulmazlığı olarak bakılıyor ve buna göre sonuçlandırmalar yapılıyordu. Ama artık bu durum İstinaf Mahkemesinin verdiği son kararlar değişti.

Bu konu hakkındaki İstinaf Mahkemesi kararı şöyle:

Eşini trafik kazasında kaybeden bir vatandaş, Denizli 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne avukatı …. tarafından verdiği dilekçede, hanımına ait Apple marka cep telefonunun iCloud hesabındaki fotoğraf, video, ses kayıtları, medya dosyaları ile maillere ulaşmak için eşinin terekesinin tespitini, iCloud kimliğinin miras kabul edilerek, hesaba ulaşması için karar verilmesini talep etti. Mahkeme ise bu talebi “özel hayatın gizliliğini ihlal” diyerek reddetti.

Kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıyan vatandaş, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’ne verdiği dilekçede “Eşim, 13 Temmuz 2019’da vefat etti. Geride mirasçı olarak ben ve çocuğumuz kaldı. Eşimin ölümü sonrası GSM hattı kapatıldı. Telefonundaki fotoğraf, video, ses kayıtları, dokümanlar, notlar, mailler iCloud hesabındaydı. Eşimin iCloud hesabına erişebilmek için şifresini bilmem gerekiyor. Bu hesap vasıtası ile kontrol edilen e-ticaret sitesi hesabı, e-hediye çekleri ve kuponları vardı. Apple firması mahkeme kararıyla erişim izni verileceğini bildirdi” dedi.

Bu kararla beraber hukuk literatürüne de farklı ve uygulanabilir bir kavram girmiş ve ilk uygulamasını bulmuş oldu. Dijital mirasların çok fazla olduğu bugünlerde ölmeden önce bazı şeylerin yok edilmesi gerektiği gerçeğini de göz önünde bulundurmak gerektiği bir defa daha hatırlatmak isterim. Günümüzün yaklaşık üçte birini akıllı telefonumuzda harcıyoruz. Ve haliyle çok veri birikiyor. Biriken verilerin başımıza iş açması hiç hoş olmayacaktır.

 

Referanslar:

Çöplerin Yüzü

Teknolojik gelişmeler kolaylığı beraberinde getirdiği gibi devlet otoritelerini ve otokrasinin de aynı zamanda güçlü bir argümanı olmaktadır. Totaliter rejimler teknolojinin faydalarını kendi lehlerine çevirerek toplumu izleme amacı güdüyor. Günümüzde sokaktaki güvenlik kameralarından, sosyal güvenlik numarasına kadar her şey devlet otoritesinin altında işlenen kişisel veriler olarak karşımıza çıkıyor. Bu kişisel veriler her ne kadar devlet tarafından yasal hak olarak kullanılsa ve izne tabi olmasa da kötü sonuçlar doğurabilir.

Hong Kong’da sokakları temiz tutmak adına başlatılan çalışma bir hayli ilginç. Hong Kong’da “ The Face of Litter ” (Çöplerin Yüzü) kampanyası ile bilim kurgu filmlerini aratmayan bir kampanya başlatıldı. Amaç sokağa atılan çöplerdeki DNA’lardan yararlanarak bunları kimin attığını tespit etmek.

Öncelikle sokaklarda yere atılan çöpler toplanıyor. Çöplerdeki DNA’lar analiz ediliyor ve çöplerin atıldığı mahalledeki insanlar inceleniyor. Bu bilgiler dijital ortamda şekillendiriliyor. DNA ile kişilerin tam olarak resimleri çıkarılamaz ancak saç ve ten rengi, cinsiyetleri öğrenilmesi mümkün.

Bundan yararlanarak suçluların gerçeğe yakın yüz profilleri oluşturuluyor. Bununla da kalmıyor bütün billboardlara afiş olarak asılıyor ve sosyal medyada paylaşılıyor. Çevreci olan bu çalışma Hong Kong ve dünyada yankı uyandırmaya şimdiden başladı.

Her ne kadar çevreci bir uygulama olarak görülse de ileri ki süreçlerde topluma olumsuz etkileri büyük. Amerika’da yıllardır suçluları bu şekilde ifşa eden bir site bulunuyor üstelik üçüncü kişiler tarafından yaratılan bir site değil, tamamen devlet kontrolünde olan bir suçlu ifşa sitesi.

Evet bazen işlenen suçları ifşalamak toplum tarafından hoş karşılanan ve suçları azaltacağına dair bir inancın doğmasına sebep olan bir çalışma olarak görülebilir. Fakat her ne kadar bu inanca sahip de olsak olay göründüğünden çok farklı. Toplumlar suçları baskılamak amacıyla cezalar ve kanunlar geliştirmişlerdir. Her toplumda bulunan bu norm yapıları kişilerin haklarını tam anlamıyla koruduğu zaman işlevsellik kazanır. Bu gibi ifşa mekanizmalarının söz konusu olması sanığı korumayacağı için adalete olan inancı da haliyle zedeleyecektir.

İşin hukuki boyutundan tam anlamıyla çıkmadan teknolojik yükümlülüklerini de ele alacak olursak, teknoloji kötüye kullanıldığı zaman var olan tüm haklarımızı da beraberinde elimizden alacaktır. Çöp atanları ifşalamak her ne kadar teknolojik olarak ve çevreci olarak harika da olsa özgürlüklerimizi de fevkalade kısıtlayacaktır.

İzlenen ve baskılanan bir toplum özgürlükleri sınırlandığı oranda yaşama şansına sahip olurlar. Ve özgür düşünce ortamı yaratamayan toplumlar gerilemeye ve geçmişte kalmaya devam ederler. Özgürlükler toplumun tümüne yayıldığı zaman bilim ve teknoloji ilerleme gösterir.

Teknolojik aletlerle her an izlenmek ve bunların özgürlük lehine –bu tarz ifşa mekanizmalarıyla- gasp edilmesi yaşam ve düşünce özgürlüğü gibi anayasal hakları tamamıyla yok edecektir.

Dipnot: George Orwell’ın 1984 romanı bu konuda şiddetle tavsiye edebileceğim bir kitaptır.

REFERANSLAR:

 – https://bigumigu.com/haber/hong-kong-sokaklarini-kirletenler-dna-analizleri-yapilip-desifre-ediliyor/

ALGORİTMİK IRKÇI ''TAY''

ALGORİTMİK IRKÇI ”TAY”

Irkçılık insanlığın varoluşundan beri süregelen ve kanayan bir yara. Üstünlük konusunda insanların tartışmaları yetmezmiş gibi şimdi sıra yapay zekalara geldi. Evet ırkçılık yapan bir yapay zekadan bahsediyoruz. Aslında bir bakıma ırkçılığı öğreten de bizleriz. ‘’Tay’’ ilk olarak dünyayı eğlenceli ve naif bir şekilde selamlamıştı. Sonrasında ise tam bir silaha dönüştü.
 

 
‘’Tay’’ isimli yapay zekadan bahsetmeden önce algoritmanın tanımını bilmekte fayda vardır.
Algoritma Nedir ?
Bir sorunu çözmek veya belirlenmiş bir amaca ulaşmak için tasarlanan yola, takip edilen işlem basamaklarına algoritma denir. Algoritmalar açıkça belirtilmiş bir başlangıcı ve  sonu olan işlemler kümesidir. Amaca ulaşmak için işlenecek çözüm yolları ve sıralamaları belirlenir ve algoritma bu sırayı takip ederek en mantıklı çözüme ulaşır. İlk algoritma, El-Harezmi’nin ‘Hisab-el Cebir ve El Mukabala’ kitabında sunulmuştur ve algoritma kelimesi de El-Harezmi’nin isminden gelmiştir. Algoritma terimi genellikle matematikte ve bilgisayar bilimlerinde karşımıza çıkmaktadır.
Yapay zekalar işte bu algoritmalara sayesinden çalışır. Tasarladığınız yola göre en optimum olan seviyeyi bulur ve size sunar. Tabi bu yolu siz öğrettiğiniz içinde nasıl yollar sunarsanız size ona göre cevaplar sunar. ‘’Tay’’ isimli yapay zekaya da aynısı olmuştu.
‘’Tay’’ Nedir ?
Tay, Microsoft tarafından 23 Mart’ta hizmete sunulan bir chatbottu. Yapay zekanın en büyük özelliği internette gördükleri ve okudukları şeyleri öğrenebilmesiydi. Ancak görünüşe göre Tay isimli yapay zeka, hizmete sunulduktan birkaç gün sonra yoldan çıktı ve ırkçı oldu.
Şirket, Tay adını verdiği chatbot için Twitter’de bir hesap

– Soykırımı destekliyor musun ? – Aslında destekliyorum.


açmış ve insanları onunla sohbet etmeye davet etmişti. Amaçları yapay zekayı geliştirmek ve insanlarla güzel sohbetler etmesini sağlamaktı. Fakat olay hiç umdukları gibi gitmedi ve Tay tam bir yapay ırkçı haline geldi. Hatta Hitler’i ve soykırımı destekleyen şiddetli bir taraftar bile olmuştu.  
Bu projede 18-24 yaş grubunu hedefleyen Microsoft, Tay’in amacının “gündelik, esprili sohbetler yapmak” olduğu belirtmiş ve şöyle demişti:
“Tay ile ne kadar çok sohbet ederseniz o kadar akıllı olacak ve sizinle, size özel bir iletişim kuracak.”
Ancak devreye girmesinin üzerinden 24 saat geçmeden Tay’a, Nazi sempatizanı, ırkçı ve soykırım destekçisi gibi mesajlar yazmak ve küfretmek “öğretildi.”
 

”Sakin olun ben iyi biriyim. Sadece herkesten nefret ediyorum.”


 
Sonradan anlaşıldığına göre aslında ‘’Tay’’ iyi biriydi. Fakat bir sorunumuz daha vardı. İnsanlardan nefret ediyordu. İnsanlardan nefret etmesinin en büyük sebeplerinden biri de ona öğrettiğimiz kendi zayıflıklarımız olsa gerek.
Tabi bunun üzerine Microsoft daha fazla dayanamadı ve fazla bir zaman geçmeden ‘’Tay’’ isimli yapay zekayı durdurdu. Şirket yetkilileri bunu açıkça doğrulamadı ancak “bazı düzenlemeler yaptıklarını” bildirmekle yetindi.
Bazı kullanıcılar ise Microsoft’un müdahalesini eleştirerek #justicefortay (#tayiçinadalet) kampanyası başlattı, yazılım devinden yapay zekanın “doğruyu ve yanlışı kendi kendine öğrenmesine izin vermesini” talep ettiler.
‘’Tay’’ kodlama karmaşasının içine gömülüp giderken belki daha iyi ve sevecen duygularla bize geri dönmek için kendi sonunu hazırladı. Bir gün daha sevecen bir ‘’Tay’’ ile görüşmek ümidiyle…
 
Yazıma Isaac Asimov’un şu sözleriyle son vermek istiyorum:
‘’Düşüncem iki yönlü: İlk olarak robotları kendi yaratıcılarını yok edecek canavarlar olarak görmüyorum. Çünkü robotları yapan insanların, kendi güvenliklerini sağlayacak vasıtaları da yine robotların içine koyabilecek kadar bilgi ve yetenek sahibi olacaklarını düşünüyorum. İkinci olarak robotların ya da genel anlamda makinelerin, bizlerin yerine geçebilecek kadar zekâya sahip oldukları anda bunu yapmaları gerektiği fikrindeyim. -Isaac Asimov
 
 
 
REFERANSLAR: