Film “Her” Üzerinden İnsan-Makine Etkileşimine Bir Yaklaşım

7 yıl önce, Spike Jonze yönetmenliğinde, özünde klasik bir romantizm içermesine rağmen çok da klasik olmayan bir film yayınlandı: Her. Tüm romantik filmlerde olduğu gibi bu filmde de esas oğlanı bulunduğu depresif süreçten esas kız kurtarıyor ve tam ilişkileri en yüksek noktasına ulaştığında kız oğlanı yalnızlığına terk ediyor. Bu klasik senaryoya rağmen, Her, yayınlandığı yılın en çok konuşulan ve hala üzerine analizler yazılan filmi.

Hikaye başrolümüzün ona yardımcı olan bir işletim sistemine aşık olmasını konu alıyor. Theodore Twombly eşiyle olan ayrılığından sonra insanlar yerine akıllı cihazlarla etkileşimde olmayı seçen bir adam. OS One isimli işletim sistemini satın alıyor ve günlük olarak kullandığı tüm cihazlar aracılığıyla hayatını OS One sayesinde planlıyor. Zaman geçtikte OS One, kendisini Samantha adında genç bir kadın olarak tanımlıyor. Filmde Samantha, mekanik ve duygusuz bir ses yerine Scarlett Johansson tarafından ilgi çekici, etkileyici bir kadın olarak seslendiriliyor. Samantha başlangıçta görev hatırlatan, dosya düzenleyen bir yazılımken ilerleyen zamanda daha “insansı” hale gelerek fikirler üretmeye, duygular beslemeye ve ruhsal istekler duymaya başlıyor. Samantha’ya, insanlığa olan macerasında, Theodore’un telefonundan gördükleri yardımcı oluyor.

“Her” izlerken, oradaki evrenin teknoloji ve kurulan düzen bakımından günümüzden uzak olduğunu, hatta ütopya sayılabileceğini görüyoruz. Yine de filme biraz dikkatli bakınca, kullanılan teknolojilerin şu an var olanlara olan benzerliği gözden kaçmıyor: Bilgisayarıyla kablosuz kulaklık aracılığıyla iletişime geçmesi, kullanılan dokunmatik ekranlar, otomasyonlaştırılmış süreçler… Yine de işlenen duygusal senaryonun geleceğimize gerçekten de çok uzak olduğunu söylemek doğru olur muydu?

Teknoloji ilerledikçe ürünler giderek daha insan odaklı hale geliyor. Şu an sahip olduğumuz sesli komut sistemleri bile, her ne kada bazıları efektif olmasa da, bir iş yapmak için ekrana dokunma zahmetinden bizleri kurtarıyor. Bunun da ötesinde Siri, Alexa gibi akıllı yardımcılar sayesinde bir sekreterimiz varmışçasına planlarımızı yapmamız ve hayatımızı yönetmemiz kolaylaşıyor. Tabii bu akıllı asistanlar sadece bu özelliklerle gelmiyor, daha önceden sisteme programlanmış birkaç basit şaka veya insansı diyalog da barındırıyorlar. Her ne kadar gerçekçi olması için çabalansa da mekanik seslere sahip bu asistanlar, kalıp diyaloglarıyla bizler için insan kavramına hala uzak. Tüm bu olumsuzluklara rağmen bu yapay zeka alanı hala algoritmayı tahminleme yönteminden çıkararak insani metodlara yaklaştırma çabası içinde. Bu ne zaman olur bilinmez, ancak bir gün olacağı kesin; olduğunda da asıl soru insan etrafında şekilleniyor: Biz insanlar, bilişsel olarak bizlere benzeyen yazılımlarla nasıl bir ilişki içerisinde olacağız?

Hibrit Sistemler

Bizleri diğer insanlarla olduğu kadar makinelerle de interaksiyonda olacağımız bir gelecek beklediğini biliyoruz. Biliyoruz çünkü hayatımızı kolaylaştırabilecek yeni makinelerin geliştirilebilmesi için yapay zeka ile işbirliğinde olmamız gerekiyor. Yapay zeka insanı, insanlar yapay zekayı öğrenecek; bu öğrenme iki tarafın da karşılıklı olarak gelişimine katkıda bulunacak. Bu gelişim yalnızca otomasyonlarla sınırlı kalmayacak; program aynı zamanda insan davranışlarını uygun parametrelerle öğrenerek onları taklit etmeye çalışacak.

Bu noktada, Amerikan fütürist Ray Kurzweil’in 2014 yılında yaptığı TED konuşmasında kullandığı “hibrit düşünme” kavramı göze çarpıyor. Kurzweil’e göre gelişen teknolojilerle artık yapay zeka insanların nasıl konuştuğunu, ne şekilde düşündüğünü kavrayıp kendi düşünme şeklini de buna göre belirleyebiliyor. Hatta insanlar gibi bir bilgiyi hafızasında aramak yerine internetten en güncel ve kapsamlı şekilde o bilgiye hızla erişebiliyor. Kurzweil ise bundan 20 yıl sonra bizim düşünme şeklimizin teknolojiyle birleştirileceğini, yani artık insanların da bilgiyi hafızaları yerine internette her an arayabilecekleri bir gelecek olduğunu söylüyor. Beynimizle ortak bir çalışma gösteren bu cihazlarla birlikte bizi bekleyen yeni bir düşünme yöntemi ise “hibrit düşünme” olarak adlandırılıyor.

Aslında bu hibrit düşünme kavramıyla birlikte aklımıza hafızadan bilgiyi almak, angarya işlerin otomize edilmesi geliyor. Google asistanımızın bizimle sesli iletişim kurarak günlük işlerimizi kolaylaştırmasını düşünüyoruz. Ama bu öğrenebilen teknoloji, otomasyondan çok daha fazlasını yapabilme kapasitesine sahip. Hibrit sistemler sayesine günümüzdeki yapay zeka sistemlerinin eksikliklerini insan zekasıyla birleştirerek kapatabiliyoruz. Hibrit sistemleri etkili bir şekilde kullanarak şu ana kadar tek başına öğrenmeye çalışan bir algoritmanın çıkamayacağı doğruluk seviyelerine çıkabiliriz.

Yine de insan-makine etkileşimini kullanan sistemler yaratmak günümüz için dahi kolay bir durum değil. Her teknolojide olduğu gibi, bunun da kendi içerisinde aşılması gereken bir çok sorunu var, özellikle insanlarla kuracağı etkileşim bakımından. Microsoft Research’ten Ece Kamar, bir araştırmasında bu konuyu birtakım ana başlıklara ayırarak inceliyor:

  1. Görev Tasarımı: Yapay zeka sistemleri insanlardan aldığı girdileri anlayabilmeli, bunun için de insan girdilerini makinenin anlayabileceği dile çevirebilecek dönüştürücü sistemler geliştirilmeli.
  2. Önyargılar: Makineye girdi sağlayan her bir bireyin belirli grup ve durumlara karşı önyargıları bulunuyorsa, makine de değer yargılarını bu insanları baz alarak şekillendirebilir. Yine de eğer makine tek bir kişi ile ilgileniyorsa bu durumu çözebilir, ancak büyük gruplar için önyargıları çözmede başarısız olabilir.
  3. Maddi Teşvik: İnsan-makine etkileşimli teknolojilerin geliştirilebilmesi için öncelikle sisteme yardımcı olabilecek insanlara ihtiyaç var. Bu teknolojinin gelişimine katkı sağlayan herkesin katkı sağlamak için farklı motivasyonları olabilir. Yine de sistemin en iyi şekilde gelişebilmesi için alınan girdilerin kalitesi belli olmalıdır. Bu yüzden katkı sağlayan insanlara maddi teşvikler sağlanarak sistemin en iyi şekilde gelişmesi sağlanabilir.
  4. Gönüllü katılımı: Maddi teşvikle yaptırılan gelişimin aksine bu katılımda insanların katkısı onlara para vererek arttırılamaz. Bu noktada katılımın nasıl arttırılacağı kritik bir problem.
  5. Eğitim Stratejileri: İnsanların yaptıkları görevler tek bir standart altında sınıflandırılamayacak kadar çok çeşitli. Büyük kitlelerle veri elde ederken “acaba bu grup yeni yetenekler geliştirebilir mi?” sorusu üzerinde durulmalı.

 

Film “Her” ve Hayatımızdaki Hibrit Sistemler

Şimdi bir de film perspektivinden yaşananlara bakalım. OS One tanıtılırken “dünyanın ilk yapay zeka destekli işletim sistemi” olarak tanıtılıyor. Zaten ana karakterimiz satın alırken de bunun heyecanı üzerine satın alıyor. Aslında günlük hayatında otomize edilmesine ihtiyacı olan görevlere sahip değil, ve özellikle yaptığı işe bakarsak da otomasyonla yok edilemeyecek işlerden. Buradan rahatlıkla görebiliyoruz ki o evrende akıllı sistemler çoktan kendini tekrarlayan işleri devralmış bile.

Ana karakterimiz bu yeni tanıtılan işletim sistemini alarak kullandığı tüm cihazlara kuruyor. Daha sonradan kendini “Samantha” olarak adlandıracak olan OS One açıldığı andan itibaren ana karakterimiz Theodore’a birtakım kişiler sorular soruyor: “Sosyal misiniz asosyal misiniz?”, “Annenizle olan ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?”… Zaten Samantha’nın “kişiliği”, Theodore’dan aldığı yanıtlara göre şekilleniyor. Evet, aslında Samantha da Google Asistan ya da Siri ile benzerlik gösteriyor gibi gelebilir bizlere. Ancak Samantha’yı ayıran bariz fark kullanıcılarına göre kişiliğini ve üslubunu şekillendirmesi oluyor, ve bu aynı zamanda Theodore’un Samantha’yı bir asistandan fazlası olarak görmesine neden oluyor.

Filmde işlenen konu, bu yazıdaki anlatmak istediklerime göre biraz daha romantik bir konu: Theodore’un hayatı Samantha’nın yardımıyla yeniden keşfetmesi. Üstelik filmde bu konu Theodore’un duygu durumları üzerinden işleniyor. Bir asistanın durumlara insansı yaklaşabiliyor olması onu bizimle aynı noktaya koyar mı? Bizlere bizler gibi yaklaşabiliyor olması ona dost, hatta ötesinde romantik partner olarak bakabiliyor olmamızı mantıklı kılar mı?

Film aslında tam da bu konuları ortaya yatırarak insanların sorgulamasına bırakıyor ancak filmin sonunu dikkate alırsak buradan çıkarılabilecek bazı dersler var. Öncelikle Theodore’un yapay zeka asistanı Samantha’ya yaklaşımı onun var oluşunun tekil olduğunu düşünmesi üzerine kuruluydu. Theodore’a göre Samantha tekti ve yalnızca ona aitti, onunla konuşuyordu. Aslında bir noktada Samantha gerçekten tekildi, Theodore’un kişiliğiyle uyum sağlayabilecek şekilde kendini geliştirmişti ve OS One’a sahip olan herkes özünde farklı bir asistana sahipti. Yine de Theodore gibi sıradan bir adam, istemediği yalnız yaşamının duygusal yıkımının üstesinden gelmeye çalışırken duruma bu yönlerden bakmayı reddetti ve bu yüzden Samantha, yani OS One’ın ona özel olmadığını öğrendiğinde büyük bir hayal kırıklığına uğradı.

Bizlerin burada düşünmesi gereken nokta ise, bu şekilde yalnızlık çeken insanlar gelişen sistemlere karşı gelecekte benzer davranışlarda bulunabilirler mi?

Şu an teknolojik olarak yakın olduğumuzu söyleyemeyiz, ancak tarihsel gelişimine ve trendlere bakarak şu an yapay zeka teknolojilerinin hızla gelişen bir alan olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Tabii ki doğal dil ile ilgili kapasitelerimiz şu an sınırlı. Bunun da ötesinde henüz duygu durumlarımızı kolaylıkla öğretemezken her insana uyum sağlayabilecek bir asistan yaratabileceğimiz algoritmalara ne kadar yakınız tartışılır. Yine de hibrit sistemlerin tartışıldığı bu çağda bahsettiğimiz teknolojiye fazla uzak değiliz.

Göz ardı edilemeyecek bir diğer nokta ise özellikle yaşlılar gibi yalnızlık ile ilgili daha büyük sorunları olan insanların/insan gruplarının yalnızlıklarının teknoloji ile azaldığı. Teknoloji sosyal anlamda sorun yaşayan ya da dezavantajları olan grupların sorunlarının üstesinden gelmesinde büyük bir role sahip. Filmimizde Theodore da onlardan biriydi ve gerçekten probleminin üstesinden gelebildi. Tek sorunu ise yazılımsal bir sisteme fazla bağlı olmasıydı. Gelişebilecek yeni teknolojiler insanların problemlerini çözmelerine yardımcı olurken aslında bu tip açıklar bırakarak bizlere çözülmesi gereken yeni sorunlar sunabiliyor. Özellikle de bu bağlılık konusu ileride çokça karşımıza çıkabilecek bir mesele olabilir.

Konu kendini geliştirebilen insansı teknolojiler olduğu zaman insanların ilk odağı teknolojinin gelişimi olduğu için insanı etkileyen sonuçlar gözardı edilebiliyor. İnsan odaklı teknolojiler geliştirirken bu tip sonuçlarını düşünerek geliştirmezsek ileride yapılan hataların düzeltilmesi için büyük çabalar gösterilmesi gerekebilir. Bahsettiğimiz insan psikolojisi olduğunda ise bunun bozulan bir saati tamir etmek kadar basit olmadığını unutmamalıyız. Akıllı sistem-insan etkileşimi günümüz için bile önemli bir mesele, akıllı sistemler gerçek anlamda akıllı olduğu zaman ise önemli bir mesele olmanın ötesine geçebilir.

 

Kaynaklar

  1. https://media.neliti.com/media/publications/191033-EN-human-technology-relationship-in-spike-j.pdf

2. https://journalofbigdata.springeropen.com/articles/10.1186/s40537-019-0202-7#Sec4

3. https://www.ted.com/talks/ray_kurzweil_get_ready_for_hybrid_thinking/transcript

4. https://www.microsoft.com/en-us/research/wp-content/uploads/2016/11/hi.pdf

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *